Sultanbeyli İlçe Tarihçesi
İstanbula giriş kapısı olan Sultanbeyli İlçemizin
yaklaşık 800 yıllık kalesi olan aydos kalesi kazının tamamlanarak tüm binaların
kalıntılarının ana hatlarıyla ortaya çıkarılması, Osmanlı tarihindeki bir
boşluğu dolduruyor.
Ancak kale sadece Türkler açısından değil, 13. yüzyılda
başlayarak yaklaşık 700 yıl boyunca Osmanlı egemenliği altında yaşayan Aydos
kalesi başka uygarlıklar açısından da büyük öneme sahip.
Tarihle barışmanın halklar arasında da barış
sağlayacağına" inanıyor İlçemizde, gelecek yıllarda Sultanbeyli Aydos
kalesinin çok önemli bir ziyaret merkezi olacağına inanıyorum.
Bünyesinde 800 yıllık tarihi barındıran aydos
kalesi 9 yıl süren kazılarda 3 nefli kilise, su sarnıçları, mezarlar, en az 800
yıllık karbonlaşmış buğday ve bakla ile toprak kapların bulunduğu kale turizme
sabırsızlıkla bekliyoruz..
Çok eski dönemlere kadar uzanan Sultanbeyli’nin tarihi.
Roma ve Bizans imparatorluğu döneminde, İstanbul Anadolu yakasını Tekfurluk
yani mülki idare merkezi olmuştur. Aydos kenti ve kalesiyle, Sultanbeyliği
ovası civarındaki yerleşim yerlerinin de dâhil olduğu coğrafi bölge, antik çağ
ve sonrasında, kavimler yolu üzerinde önemli bir ara istasyon durumundaydı.
Stratejik önemi nedeniyle, ortaçağda ve sonrasında uzun bir süre bu merkez olma
niteliğini koruyacaktı. Asya-Anadolu tarafıyla, İstanbul-Avrupa arasındaki ana
ulaşım yolu (bugünkü Fatih Bulvarı yani tarihi Bağdat caddesi) bu bölgeden
geçtiğinden, bütün askeri ve sivil ulaşım açısından büyük önem taşımaktaydı.
–
İstanbul ile Anadolu’nun bağlantı yolu üzerinde olması
sebebiyle fetihten önce İstanbul’a sefer düzenleyen Türk orduları tarafından
öncelikle fethedilmesi gereken bir anahtar konumundaydı. Diğer taraftan Anadolu
yönünden savaşa hazırlanan Bizans ordusu bölgede toplanıp konaklıyordu. Bu
özelliği fetihten sonra Osmanlı ordusu tarafından kullanılmaya devam etmiştir.
–
Sultanbeyli 1328 (H.728) yılında Orhan Gazinin emriyle,
Akça Koca, Konur Alp ve Abdurrahman Gazi komutasındaki Osmanlı ordusu
tarafından fethedilmiştir.
–
Bu fetih, tekfur kızının kaleyi teslim etmesi nedeniyle
kolaylıkla gerçekleşmiş ve bu hadise erken dönem Osmanlı fütuhatı içerisinde
müstesna bir yer teşkil etmiştir. Kale tekfurunun kızı, kale kuşatıldığı
günlerde, rüyasında önce İslam peygamberini görme lütfüne erişir. Sonra
rüyasında kendisini düştüğü kuyudan kurtaran insanın, Osmanlı akıncılarının
başındaki kişi olduğunu fark edince gerçeği kavrar ve onlara bir mektup yazarak
kalenin çatışmasız teslimine yardımcı olur. Fetihten sonra da rüyada görmüş
olduğu Osmanlı akıncı beyi Gazi Rahman (Abdurrahman Gazi) ile evlenerek
Osmanlıların genişleme alanındaki diğer etnik unsurlarla sıhriyet hısımlığı
kurmakta gösterdikleri hoşgörülü yaklaşımın bir numunesini göstermiş olacaktır.
Bu evlilik gerek Türklerin gerekse Rumların hafızalarında uzun zaman silinmeyen
izler bırakmıştır. Bu hadisenin hatıra ve izlerini taşıyan Aydos Kalesinin
kalıntıları hala mevcuttur.Aydos kalesi, İzmit (Nikomedia) şehrinden (ve
kalesinden) batıya doğru gidildiğinde, bu aradaki bölge içerisinde en mühim
kaleydi. Kervanların yol güvenliği de dâhil olmak üzere, sonraki dönemlerde iç
kale haline gelen Aydos kalesinin, İstanbul’un fethiyle birlikte, bu stratejik
önemi azalacaktı.
–
Abdurrahman Gazi’nin kabri bugün komşumuz Sancaktepe
ilçesi sınırları içerisindedir. Ayrıca Söğüt’te Ertuğrul Gazi türbesinin
yanında temsili kabri bulunmaktadır.
–
Sultanbeyli’deki arazilerin büyük kısmına Padişahın kız
kardeşi Cemile Sultan malik iken 22 Şubat 1893 tarihinde bu araziler Osmanlı
Devletinin Bahriye Nazırı (Denizcilik Bakanı) Hasan Hüsnü Paşaya satılmıştır.
–
Hasan Hüsnü Paşa vefat edince oğlu Hilmi Bey tarafından
malik olduğu bu araziler 10 Haziran 1911 tarihli Bakanlar Kurulunun onayı ile
Frans Flipson isimli Belçika uyruklu bir şahsa satılmıştır. Milli Mücadeleden
sonra ülkemizdeki birçok batılı işadamı gibi Frans Flipson da İstanbul’dan
ayrılmış ve sahip olduğu arazileri satmak istemiştir. Ancak bu arazilerin
tapuları ve orman sınırları konusunda çıkan problemler nedeniyle arazilerin
satış işlemini gerçekleştirememiştir.
–
O dönemde arazilerin sahibi olan Frans Flipson,
Musevileri buraya iskân ettirmek bir yana, bu göçmenlerin bir an önce buradan
ayrılmaları için hükümete müracaat etmiştir. Nihayet Birinci dünya savaşı
sırasında bu Musevi göçmenler kendi istekleri üzerine Batı Avrupa ve Amerika’ya
göç etmişlerdir.
–
Flipson’un ölümünden sonra varisleri tarafından
Sultanbeyli arazileri bugünkü hissedarlara satılmıştır. Ayrıca 1945 yılında
Bulgaristan’dan gelen göçmenlerin bir kısmı hükümetçe 7500 dönümlük arazi
istimlâk edilerek Sultanbeyli’ye yerleştirilmiştir.
–
1957 yılında Sultanbeyli köyünün kurulmasına karar
verilmiştir. Köyün kurulmasından sonra köy merkezinde rıza-i taksimle düzenli
yerleşim merkezi oluşturuldu. Eski Ankara-İstanbul Yolu köyün içinden geçmekte
idi. Köyün kurulmasından sonra bazı hissedarlar hisselerini satmaya başladılar.
Orman idaresinin Sultanbeyli’ye tahdit koyması ve idare ile hissedarlar
arasındaki davanın devam etmesi sebebiyle bu satışların tapu devri
yapılamamıştır. Satışlar önceleri gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile daha
sonra Köy İhtiyar Heyetinin tasdik ettiği senetlerle ve en son dönemde de el
senetleri ile devam etti.
TEM Otoyolu’nun Köyün içinden geçmesi köyü cazip hale
getirdi. 1985-1987 yılları arasında hızlı yapılaşma faaliyetinin neticesinde
Sultanbeyli bugünkü haline ulaşmış oldu. 31 Aralık 1987 tarihinde Sultanbeyli
köyünde belediye kurulması kararı alındı. Ancak ilk belediye seçimleri 26
Aralık 1989 yılında yapıldı. 1992 yılında da Sultanbeyli ilçe oldu.
